Anlat Aşkını

Karagül Diyarı: HALFETİ

Karagül Diyarı: HALFETİ

İnsana yaşadığını hatırlatan doğası, halkının cana yakınlığı, çalışkan kadınları ve damak çatlatan lezzetleriyle huzur ve hoşgörüyü uzaklarda aramayın: İşte HALFETİ!

Medeniyetlerin yeşerdiği bereketli hilalin sırtındaki Şanlıurfa’ya iniyoruz. Ayağımızın tozuyla birbirine çok yakın Şanlıurfa Arkeoloji ve Mozaik Müzesi ve Haleplibahçe Mozaik Müzesi’ne gidiyoruz. Şanlıurfa Müzesi’nde Paleolitik Çağ ile başlayan salonlarda sergilenen kültürel varlıklar ve bal mumu heykellerden oluşturulan yerleştirmeler, kronolojik sırayla sizi adeta çağlar arasında zaman yolculuğuna çıkarıyor. Söz konusu yerleştirme ve tarihi eserler, müzedeki düzenle uyumlu bir birliktelik sağlayarak sahici bir hava yaratmış.

Bu müzeleri en az bir kere de olsa ziyaret etmelisiniz. Müze gezilerinin ardından sıra çarşıdaki Gümrük Hanı’nda yemek yemeye geliyor. Lavaş arası ciğer ve kuşbaşı buranın meşhur lezzetleri arasında. İçtiğim mırra ise kahvesini sert seven bir insan olarak oldukça hoşuma gidiyor. Servis eden Abdurrahman’dan dinliyorum mırranın zahmetini; kısaca anlatmak gerekirse sade kahve çekilip bir gece bekletilerek birkaç kez süzme işleminden geçiriliyor, uzun bir kaynatma sürecinin ardından kakule ile servis ediliyor. Size bir tavsiye, mırra fincanını elinizden sakın bırakmayın. Yoksa servis yapana bahşiş ayarında “acı” bir ceza ödemek zorunda kalıyorsunuz. Mırranın sert tadı damağımdayken çarşıyı turluyorum, eve götürmek üzere kahve çektiriyorum. Salçadır, pul biberin bin bir rengidir. Sokak fotoğrafı çekmek için de güzel bir yer. Hava usulca kararmaya başlarken Balıklıgöl turu atıyoruz.

SULAR ALTINDA KALAN ‘’SAKİN ŞEHİR’’: HALFETİ

              

Şanlıurfa turunun ardından yaklaşık 1,5 saat süren bir yolculuk sonunda, akşam saatlerinde kendimizi Halfeti’de buluyoruz. Suların üstünde dubalar sayesinde durarak hafifçe sallanan bir restoranda ağırlanıyoruz. Burası niye sular altında Şehrin enteresan hikâyesini, şoförümüz Sait Bey’den dinliyorum. Birecik Barajı’nın yapımı sebebiyle Halfeti’nin beşte üçünün nasıl sular altında kaldığını hayretle dinliyorum. Daha yirmi yıl önce, şu an yemek yiyor olduğumuz yerin altında evler olduğunu, sular altında kalan bölgelerdeki meyve ağaçları ve mahallelerin, kısacası yaşamın nasıl sular altında kaldığını anlatıyor. Neyse ki can kaybı olmamış. Bu olayın ardından insanlar, bulunduğumuz yere arabayla 10 dakika uzaklıktaki “eni Halfeti” adı verilen yerde yaşamaya başlamış. Eski Halfeti’nin su üzerinde kalan kısmında yaşam her şeye rağmen devam ediyor, ancak bir kısmının sular altında kalışının hüznünden midir bilinmez, Halfeti’de bir sakinlik var. Halfeti, bu sakinliğe yaraşır bir şekilde, Cittaslow Uluslararası Koordinasyon Komitesi’nin kararıyla Cittaslow (sakin şehir) unvanını elde etmiş.

TARİHİ ZENGİNLİK

Üç gün süren Halfeti gezim boyunca ne öğreniyorsam halkı dinleyerek öğreniyorum. Halfeti, su baskınının ardından “Saklı Cennet” ve “Kayıp Kent” gibi isimlerle anılmaya başlamış. Eski Halfeti’nin merkezindeki Ulu Camii, 1’uncu yüzyılın başında Ermeni taş ustaları tarafından yapılırken bölgede görülen dizme taş mimari üslup, Halfeti’nin MÖ 9 ’uncu yüzyıla kadar uzanan tarihi geçmişinden izler taşıyor. Asur kralı III. Salmanassar tarafından kurulduğunda “Şitamrat” adını taşıyan ilçe, tarih boyunca Hitit, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi ve Memlükler idaresinde kalıp hepsinden parçalar alarak adeta bir kültür mozaiği hâline gelmiş. avuz Sultan Selim zamanında Osmanlı idaresine geçen ilçe, “Urumgala” ismiyle Halep eyaletine bağlanmış.

 PEKİ, YA BUGÜN?

Yaklaşık 40 bin kişilik nüfusuyla “sakin” bir yaşam sürülen Halfeti, tarihin ve su baskınının yorgunluğunu üzerinde taşıyor. Burada halk, su baskınının ardından gelişmeye başlayan turizm ve Antep fıstığı ticareti ile geçiniyor. Dikkat çeken asıl unsur ise buradaki halk eğitim merkezinin aktifliği oluyor. Sedef kakma atölyesine sahip bu merkezde, mozaik, keçe, filografi ve ahşap oyma gibi birtakım geleneksel el sanatları uygulamaları yapılıyor. Bu sayede kadınlar hem meslek sahibi oluyor hem de gelir elde ediyorlar.

YAPMADAN OLMAZ

Halfeti’nin güzelliği hava aydınlıkken daha iyi görülüyor. Burası karagülü ile meşhur olsa da beni benden alan, o narin gelincikler oluyor. Gökyüzünün mavisi ve yeşilin tonları üstüne, o göz alıcı kan kırmızısı… Halfeti’de stresinizi alıp götürecek küçük bir aktivite önerisi: Buraya yolunuz bahar aylarında düşerse Değirmendere Kanyonu içindeki Gölgeli Kaya’ya, ayakkabınızı çıkarıp ayağınızın altında akan suyun ferahlığını bedeninizde hissederek yürüyün. Bilek hizanızdaki su, adeta doğal bir terapi niteliğinde. Size verebileceğim başka bir öneri ise Birecik Barajı’nın yapımı sonrasında su baskını ile genişleyen Fırat Nehri havzasında düzenlenen tekne turları; Bulunduğum teknedeki folklor ekibiyle davul zurnalar eşliğinde güzel bir nehir turu atıyoruz. Bu tur kapsamında Kız Mağarası, Rumkale ve bugün sadece minaresi gözüken bir caminin bulunduğu, terk edilmiş Savaşan Köyü’nü görüyoruz.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir